İki yılı aşkın bir süredir İmralı’da Abdullah Öcalan’ın şahsında PKK ile devlet arasında devam eden müzakere sürecinin birinci aşaması Çerçeve Yasa üzerinde sağlanan mutabakatla büyük ölçüde sonuçlandı.
TKP Merkez Komitesi PKK ile devlet arasında hem müzakere yapılmasını hem de taraflar arasında TBMM Raporu’nun 6’ncı maddesinde silahsızlanma ve yasallaşma ile ilgili adımın atılmasıyla ilgili mutabakata varılmasını Kürt isyanları tarihinde bir ilk olarak tarihi öneme sahip siyasi bir sonuç saymakta ve selamlamaktadır. Koçgiri isyanından başlayarak Dersim soykırımına kadar devam eden tüm isyanlar yenilmiştir ve o nedenle Ali Şerler, Şeyh Saidler, Seyit Rızalar ve diğerleri ile devlet arasında bir uzlaşma sağlamaya Türk devleti gerek bile görmemiş, müzakere masası ve uzlaşma yerine “idam sehpaları” kurulmuş ve isyan önderleri idam edilmiştir. Bugün söz konusu yasanın TBMM ezici çoğunluğu tarafından güçlü bir mutabakatla onaylanacak olması o nedenle daha öte gelişmelerin gerçekleşmesinde stratejik bir adımdır.
İlk büyük sonuç ülkenin siyasi hayatını zehirleyen “terörle mücadele” diye tanıtılan dönemin kapanması, kırk yıl süren Kürt isyanının haklılığının fiilen kabul edilmesi, Öcalan’ın önderliğinde isyan örgütlerinin muhatap alınmasıyla, ortadan kalkmayan Kürt Özgürlük Hareketinin meşruiyet kazanmasıdır.
Ancak müzakerenin siyasi sonucunun büyük bir önem taşımasına karşılık Çerçeve Yasa’nın hukuki içeriği karşılıklı mutabakatın ruhuna uygun bir içerik değildir.
Çünkü “silahsızlanma ve yasallaşma” Bahçeli’nin ünlü konuşmasıyla ortaya çıkmış bir stratejik yönelim değildir. PKK Önderi Öcalan daha 1990 yılının başlarında devlete bugün sağlanan “uzlaşmayı” önermiş, bu uzlaşma devletin PKK’yi imha etme amaçlı savaşı sürdürmesi nedeniyle gerçekleşmemiştir. Çerçeve Yasa ile devlet çok büyük bir gecikmeyle Öcalan’ın stratejik yönelimini kabul etmiş, savaşın yıkıcı sonuçlarının sorumluluğunu yükümlenmiştir.
Buna karşılık söz konusu yasanın hukuki içeriği sanki bu tarihi sorumluluk ve savaşla işlenen suç devlete değil de Öcalan ve PKK’ye aitmiş gibi, silahsızlanacak ve siyasi hayata atılacak olanları “suçlu” kategorisinde saymaktadır. TKP bu yaklaşımı devletin Kürt sorununda çözümü ciddi biçimde düşünmediğinin, silahsızlanma ve yasallaşma sürecini “suçluları” cezalandırmaktan vazgeçerek onlara bin bir şartla “özgürlük” bahşeder bir lütuf gibi göstermesinin, Kürt özgürlük hareketini tasfiye etme niyetinden vaz geçmediğinin kanıtı olarak kabul etmeyecektir.
Bununla birlikte bu yasanın hukuki olarak uygulanması sonucunda halklarımız Kürt sorununun çözümü perspektifiyle “yarım kalmış demokratik halk devrimini” silahsız yoldan tamamlama yolunda ilk ve çok değerli bir adım atmış olacaktır.
O nedenle TKP, Çerçeve Yasa’nın hukuki içeriğindeki olumsuz unsurları değil, müzakerenin birinci aşamasında elde edilen siyasi kazanımı önemsemektedir.
TKP Merkez Komitesi olarak partimizin “yasallaşma” deneyinin dramatik sonucundan çıkardığımız derslerden birini bu vesileyle kamuoyu ile paylaşmak isteriz.
TKP 1980’lerin ikinci yarısında parti çizgisini “yenileme” temelinde yasallaşma konusunda hiçbir ön hazırlık olmadan illegal örgütlenmesini dağıttı. PKK liderliğinden farklı olarak zayıf bir liderlikle bu stratejik kararı aldıktan sonra “yasallaşma süreci” boyunca yaklaşık iki yıl esas olarak hapisteki TKP Başkanı ve Genel Sekreteri’nin “özgürlüğünü” talep eden bir politik çalışmayla kendini sınırladı. O iki yıl boyunca Özal iktidarının neo-liberal, emek düşmanı “reformlarına”, daha önemlisi Kürdistan’da devletin imha savaşına karşı fiilen sessiz kaldı. Bu hata TKP’nin işçi ve emekçi sınıfların saflarındaki gücünün tasfiyesine ve Kürdistan’da gelişen devrimci süreçten kopmasına neden oldu. Sonuçta TKP, partimizin 7’nci Kongresini topladığımız tarihe kadar yıkıcı bir likidasyon yaşadı.
TKP bu tarihi tecrübeden aldığı dersle, bir yandan Öcalan’a statü tanımadan, onun şartlarını her an geri alma imkanını elinde tutarak “iyileştirme” ve Çerçeve Yasayla yasallaşacak olan Harekete karşı her an saldırıya geçme imkanına sahip olma ve Çerçeve Yasa’nın yürürlüğe girmesini MGK’nin inisiyatifine bırakarak “oyalama” politikasını sürdürme “sinsi ve kurnaz” taktiğine dikkat çeker. Bu oyalama taktiğinin amacı Kürt özgürlük hareketini tasfiye etmektir.
Bu taktiği boşa çıkarmak için, TKP;
Bir yandan başta Öcalan’ın özgürlüğü olmak üzere, Kürt özgürlük hareketinin tüm kadrolarının ve sempatizanlarının özgürlüğü için mücadele ederken, “şartlı ve güvenilmez kısmi af” yerine “genel siyasi af” için mücadele edecektir. İktidar 15 Temmuz çakma darbesi sonucunda ve CHP’ye karşı başlattığı darbe sonucunda tutukladığı ve mahkum ettiği kişiler yararlanmasın diye, uygulamada ne sonuç vereceği belli olmayan bir Çerçeve Yasa ile sınırlı bir adım atmıştır. Demokrasiye yaklaşmanın en belirleyici adımı zindanların boşaltılmasıdır.
TKP, TBMM Raporunun 6’ncı maddesi temelinde Çerçeve Yasa’yla atılan “yarım” adımın tamamlanması amacıyla, TBMM Raporunun 7’nci maddesi temelinde yürüyecek “müzakere sürecinin” ikinci aşamasında Baş Müzakereci Öcalan’ın ve Hareketin tüm çabalarını elindeki olanaklarla destekleyecektir.
TKP, ikinci müzakere sürecinin görevleriyle, süregiden darbeye, ekonomik krizin yükünü emekçi halkın sırtına yüklemeye, NATO Zirvesinde kararlaştırılan Rusya, İran ve Çin karşıtı stratejiye teslim olan ve Türkiye’yi her an İran ya da Ukrayna savaşına sürükleyecek dış politikaya karşı mücadeleyi birleştirecektir. Müzakere ve mücadele diyalektiğini doğru kurmak önümüzdeki dönemde hayati önemdedir. Müzakere sürecinin kırılgan karakteri nedeniyle, siyasi muhalefet görevlerinden geri kalma, halkları “beklemeye” mahkum eder ve çürümeye yol açar.
“Silahsızlanma ve yasallaşma” süreci güvenilir bir hukuki çerçeveye kavuşturulmadan “oyalandığı” zaman, hiç kimse darbeden karanlık bir diktatörlüğe ve savaşa geçilmeyeceğini garanti edemez. O nedenle TKP, eğer iktidar müzakerenin ikinci adımının atılmasını oyalar, bu esnada darbe sürecini derinleştirme yolunda ilerler ve dünya savaşına bütçeyi yutarcasına silahlanmayla hazırlanmaya devam ederse ve halk düşmanı ekonomik politikayı sürdürürse, bu iktidara esasen halkların direnişi ve mümkünse erken seçimle son verme mücadelesinde üstüne düşen rolü oynayacaktır. TKP, Yeni Parti ile Dem Parti arasında müzakere sürecinin ilerletilmesi ve darbenin püskürtülmesi temelinde eylem birliğini Türk ve Kürt emekçi halkının stratejik ittifakı adına destekleyecektir.
TKP’nin bugünkü aşamada taktik siyasi çizgisi özetle böyledir.
Türkiye Komünist Partisi
Merkez Komitesi
7 Ağustos 2026